"TÜRKİYE'NİN EN GÜZEL ANASINIFI"----"ARILAR SINIFI"-----"OKUL ÖNCESİ EĞİTİM DÜNYASI"

cocuklardadavranisbozuklugu

 

ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: NEDENLERİ VE TEDAVİSİ

 

1. KEKEMELİK:

Kekemelik, yaşına ve lehçesine uygun gelişimsel olarak çıkartması beklenen konuşma seslerini çıkartamaması, konuşmanın olağan akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması durumudur.

Tanım olarak üç tür kekemelikten söz edilir:

1. Kronik kekemelik: Spazmodik olarak harf ya da hece yinelenir.

 

2. Tonik kekemelik: Sesin kesilmesidir.

 

3.Diğer kekemelikler: Palialik (söylenecek kelimeyle ilişkisi olmayan harf tekrarı) ve atonik kekemelik (ses çıkarmanın aniden kesilmesi) dir.

 

Hastalık genellikle 12 yaşından önce çoğunlukla 2-7 yaşları arasında başlar. 2-5 yaşalar arasında başlayan kekemelikler genellikle geçici olmaktadırlar.

 

Çocuklarda düşünce hızının konuşma hızını geçtiği bu yaşlarda henüz yetersiz konuşmayla ile düşünce ifade edilememekte bu nedenle konuşma bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Buna fizyolojik kekemelik denir.

 

Bu durum her çocukta görülmemekte; ancak konuşma bozukluğuna yatkın olan çocuklarda rastlanmaktadır.

Kekemeliğin ruhsal durumlarla yakın ilgisi olduğu çeşitli gözlemlerlerle belirlenmiştir. Nitekim kekemelikte gırtlak, ses telleri, ağız veya dil gibi konuşmayla ilgili organlarda hiç bir bozukluk saptanmamıştır.

 

Bozukluğun şiddeti, kişinin içinde olduğu duruma göre değişir. Kekemelik stresin yoğun olduğu durumlarda artar. Konuşma çok yavaş veya çok hızlı olabilir.

 

Genellikle, şarkı söylerken ve şiir okurken kekeleme olmaz. Ağır durumlarda tekrarlayan vücut hareketleri, konuşmaya eşlik eder. Örneğin, elini, dizini, masaya vurma gibi.

 

Kekelemeye kötü bir huy diye bakmak yanlıştır. Bir hastalık, hele hiç değildir. Kekeleme, bir belirtidir. Temelde yatan hastalık, bir korku nevrozudur, kekeme de bu nevrozun psikosomatik belirtisidir.

 

KEKEMELİĞİN NEDENLERİ

Çeşitli varsayımlar olmasına karşın, bozukluğun oluş nedeni bilinmemektedir. Psikojenik, organik, genetik ya da çevresel bir kaç etkenli bozukluk olduğu kabul edilmektedir.

 

Araştırmacılar, kemeliğin başlamasında aşağıdaki sebepleri sorumlu tutmaktadırlar:

a. Çocuğun zekasının yeterli olmayışı ve daha zor ve yetersiz öğrenmesi,

b. Hareket artması, huzursuzluk ve kelimelerin mafsallaşmasındaki zorluklar.

c. Çocuğun başarılı olması için çevresinden ve özellikle ana-babasından gördüğü zorlanma, buna karşı, çocukta sıkıntının geliştirilmesi

d. Sol elini kullanmak üzere yaratılmış olmasına rağmen, çocuğun ille de sağ elini kullanması için zorlanması.

e. Ana-babanın aşırı mükemmeliyetçi bir karakterde olması, hoşgörü eksikliği, gereğinden fazla bir disiplin uygulanması. Kekeme çocukların ailelerinde, ana-babalarının aşırı titiz ve kuralcı olduğu gözlenmiştir. Bu ana-babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler.

 

f. Obsessif- saplantılı kişilik yapısı, uygunsuz bir fizik yapı, belirli kan grupları,

g. Belirli bir sosyal çevre,

h. Çocuğun cinsi, erkek çocukların kızlara göre daha fazla etkilendiği bilinmektedir.

 

Kekemeliğin başlamasında korku en büyük rolü oynamaktadır. Halk arasında da bu kanı yaygındır. Aile, kekeleyen çocuğa daha sorulmadan hiç bir şeyden de korkmadı ki, niye oldu anlayamadım diye dile getirmektedirler.

Okula başlama, birçok durumda kekemeliğin başlamasıdır. Bazı çocuklar uzun süre yeğlerler, bazıları ise bozukluğa karşın, konuşmayı sürdürürler.

Aile ve ikiz çalışmalarında bu çocukların akrabaları arasında kekemelik oranının %12-19 gibi genel topluma göre, 23 kat daha fazlası oranlarda bildirilmesi, bozukluğun nedenlerini açıklamada kalıtım etkisi olacağını göstermiş tir.

 

Çocuklarda en çok görülen duygusal ve davranışsal sorunların başında kıskançlık, tik, tırnak yeme, parmak emme ve kekemelik geliyor.

 

KISKANÇLIK :

 

Öfke, nefret, kendine acıma, üzüntü gibi duygulardan kaynaklanmaktadır. Kardeşin doğması genellikle çocukta ilk kıskançlık duygularını ortaya çıkarıyor.

 

Çocuk kıskançlık duygularını nasıl ifade eder?

 

Saldırganlık

 

Kıskanılan kişiye aşırı sevgi gösterme

 

Hayal oyunları

 

Gerileme

 

Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?

 

Anne - babanın yeterli ilgi ve sevgi göstermesi gerekir

 

Çocuğun kıskançlık duyguları görmezlikten gelinmeli, bu konuda sözlü bir uyarıda bulunulmamalıdır.

 

Kıskançlık yeni bir kardeşin gelmesi ile ilgili ise kardeşin bakımında rol alması istenir.

 

TİK :

 

İstem dışı amaçsız tekrarlayan kas hareketidir. Yüz ve boyunda daha sık görülür. Bunlar göz kırpma, dudak emme, burnunu çekme, yüzünü veya burnunu kırıştırma, omuz oynatma, boğaz temizleme, öksürmedir. Birden fazla tik bir arada görülebilir. Zaman zaman tiklerin sıklığı ve şiddeti değişebilir. Uykuda kaybolurla, stresle de artarlar.

 

Tik ne zaman ortaya çıkar?

 

Sıklıkla 4 - 10  yaşlar arasında görülür. Geçici yada uzun süreli olabilir. Bazen geçtiğinde bile sıkıntılı  durumlarda tekrar ortaya çıkabilir. Çocukta iç çatışma ve sıkıntının göstergesidir. Tikler pasif, içe kapanık, kendine güveni olmayan, korkulu öfkeli, yorgun çocuklarda daha sık görülür. Ayrıca aile ortamının iyi olmadığı durumlarda da görülebilir.

 

Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?

 

Tikin hangi durumlarda ne sıklıkla ortaya çıktığı, ne tür bir tik olduğu belirlenmeli.

 

Çocuğun güven duygusu geliştirilmeli.

 

Aile çocuğun tikini eleştirmemeli, düzeltmeye çalışmamalı.

 

Aile içi iletişime dikkat edilmeli.

 

Çocuğa sorunlarla başa çıkma ve fiziksel rahatlamayı sağlayıcı aktiviteler öğretilmeli.

 

TIRNAK YEME :

 

Tırnak yeme nedir?

 

Gerilim azaltıcı bir davranıştır. 3 - 4 yaştan sonra başlar, 15 - 16 yaşında bazen de yetişkin döneme kadar sürer.

 

Çocuklar ne zaman tırnak yer?

 

Heyecanlandıklarında, korkulu bir film izlerken, sınava girerken  vb. durumlarda. Bazen de gerilim olmasa da alıştıkları için tırnak yerler.

 

Tırnak yeme hangi ailelerde görülür?

 

Otoriteler, çocuğa güven vermeyen, baskıcı, devamlı eleştiren, azarlayan, ilgisiz, sevgisiz ailelerde daha sık görülür. Ayrıca ailelerde ve yakın çevrede tırnak yiyen birinin bulunması bu alışkanlığın gelişmesine neden olabilir.

 

Tırnak yeme nasıl önlenebilir?

 

En etkili yaklaşım 3 - 4 yaşına kadar bu alışkanlığın görmezlikten gelmesidir.

 

Öncelikle çocuğun hangi durumlarda tırnak yediği belirlenmeli.

 

Çocuğa yenmemiş tırnağın güzel olduğu fazla üzerinde durmadan anlatılmalı.

 

Okul çağındaki kız çocuklarına, manikür takımı oje vs. alınmalı.

 

Çocuğa zaman verilmeli fazla zorlanmamalı .

 

Güven duygusunun gelişmesini sağlamalı.

 

PARMAK EMME :

 

Parmak emme nasıl bir davranıştır?

 

Parmak emme zararsız bir davranıştır ve gelişmenin doğal bir parçasıdır  Gerilimi azaltır. Ancak 5 - 6 yaşlarından sonra parmak emme davranışı rahatsız edici şekilde ve sürekli devam ediyorsa sorun oluşturabilir.

 

Çocuk parmağını ne zaman emer?

 

Genellikle 3 - 4 aylardan sonra, beslenmeyi izleyen saatlerde başlar. Çocuklar uykuya dalarken, acıkınca, korkunca, beslenmeden sonra, sıkıntıda olduklarında, anneden ayrıldıkları zamanlarda parmak emerler. Parmak emme dişleri etkilemez. Beslenme ile ilişkili değildir. Aşırı koruyuculuk, çocuktan beklenti, ilgisizlik ve sevgisizlik buna neden olabilir. Burada önemli olan gerileme belirtisi olan bu alışkanlığın etkenleri anne baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılabilir.

 

Parmak emen bir çocuğa nasıl yaklaşılır?

 

Bu durum sorun haline getirilmemeli.

 

Aile bu davranış karşısında sakin olmalı.

 

Çocuğun meme veya biberonu istediği kadar emmesine izin verilmeli.

 

Çocuk 2_3 yaşında ve parmağını bir sorunla karşılaştığında emiyorsa, üzerinde durulmamalı.

 

Çocuk büyüdükten sonra hala parmak emmede ısrar ediyorsa, tehdit etmek, yanlış olduğunu söylemek, parmağına acı sürerek yasaklamak, ödüllendirmek veya utandırmak bu davranışın kalıcı olmasına neden olabilir.

 

Yapılması gerekenler nelerdir?

 

Güven duygusu geliştirilmeye çalışmak.

 

Dikkatini başka yöne çekmek.

 

Bireysel ve grup oyunlarına katılmasını sağlamak.

 

Başka yollardan doyum sağlanmasına çalışmak

 

İlk yaş içinde zararlı bir davranış olmadığını unutmamak.

 

KEKEMELİK :

 

Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ve konuşmanın akışını kesen duraklamalar şeklinde görülen konuşma bozukluğudur. Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişir. Sınav, korku, endişe yaratan ortamlar, çekinilen kişilerle konuşma zorunluluğu durumlarında ortaya çıkar.

 

Çocukların  2 - 3,5 yaşlar arasında kekelemesi normaldir. Bu durum kendini ifade etmede kelime darağacındaki yetersizlikten kaynaklanır.

 

Kekemelik hangi durumlarda görülür?

 

Sıkıntı yaratan durumlarda.

 

Ailenin diğer bireylerinde kekemelik varsa.

 

Korku yaratan durumlarda ( köpek havlaması, doktora gitme, hastaneye yatma, bir yere kapatma, dövme gibi).

 

Baskılı tuvalet eğitimi.

 

Çocuğun kendi gereksinimlerini bağımsızca karşılamasına izin vermeme durumunda.

 

Arkadaş seçimine karşılığında.

 

Güzel konuşma konusunda uyarıldığında.  

 

Yaşının üzerinde düzenlilik ve olgunluk beklendiğinde.

 

Aşırı eleştirildiğinde.

 

Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?

 

Çocuğun konuşmasının sık sık düzeltilmemesi.

 

Çocuğa kekeleyecek konusunun hissettirilmemesi.

 

İlgi ve sevgi gösterilmesi ve bunun aşırı olmaması.

 

Düzgün, kibar, "efendim" li, "lütfen" li  konuşmasının istenilmemesi.

 

Aşırı kuralcı ve denetimci tutumun gevşetilmesi.

 

Çocukta yetersizlik duygusu gelişmesinin önlenmesi (alay etme, utandırma).

 

Çocuğun konuşması üzerinde odaklanılmaması.

 

Çocuğun zaman zaman sevdiği akrabalarının yanına gitmesine izin verilmesi.

 

Çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat edilmesi.

 

Çocuk okula gidiyor ise öğretmeni ile bu konumda işbirliği yapılması.

 

 

Sık görülen sorunlar II

 

 

Tırnak Yeme

Tırnak yeme çocukluk çağında başlayan, genellikle üç yaş öncesi pek görülmeyen bir sorundur. Bazen ergenlik dönemi başta olmak üzere geç dönemlerde ortaya çıkabilir. Daha çok boş kalındığında ve kaygılanıldığında yapılan bu davranışın temelinde sıkıntı, korku, gerilim, üzüntü, güvensizlik ve iletişim sorunları bulunabilir. Dile getirilemeyen duyguların, dışa vurumunu sağlayan bir davranış biçimi olabilir. Çocuğun bu davranışına karşı aşırı endişe ya da kızma davranışı göstermemek önemlidir. Tırnak yediği fark edildiğinde, onu uyarmadan ilgisini başka yöne çekmek, elini meşgul edecek uğraşılar bulmak yararlı olur. Özellikle, boş ve dalgın zamanlarda ortaya çıktığından TV izleme zamanı gibi süreçlerde ellerini ve ağızını kullanmasını sağlamak bir yöntemdir. Korkutmak, ceza vermek, devamlı uyarmak kaygıyı ve dolayısıyla tırnak yemeyi artırabilir. Acı sürmek, oje sürmek pek yararlı olmaz.

 

Parmak emme

Çocuk ruh sağlığı kadar, diş hekimlerini de ilgilendiren bir sorundur. Çoğunlukla diş çıkarma döneminde, yaşamın ilk aylarında ortaya çıkar. Bebeklik döneminde biberon ve memenin erken kesilmesiyle ilişkili olabilir. Duygusal yoksunluk, uyku, açlık duygusu ile parmak emme ilişkilendirilebilir. Özellikle uykuya geçme dönemlerinde parmak emme davranışı sıklaşır. Parmak emen çocuğu sık uyarmak, elini ağzından devamlı çekmek, kızmak, utandırmak olumlu sonuçlar vermemektedir. Bebeğin emziğini zamanı gelmeden almamak, özellikle uykuya dalma sırasında emmesine izin vermek parmak emmeyi engeller. Uykuya geçmede hafif pışpışlamak, masal anlatmak parmak emmeyi azaltmaktadır.

 

Mastürbasyon

Ergenlik öncesi dönemde, çocukların herhangi bir şekilde genital bölgelerini uyarmaları ve bu sırada terleme, kızarma, nefes nefese kalma gibi bulguların olmasına çocukluk mastürbasyonu denir. Bu durum aileleri çok endişelendiren sorunlardan biridir. Aslında mastürbasyon, bebeklik döneminden itibaren çocukların gevşemek için keşfettikleri parmak emme, tırnak yeme gibi davranışlardan çok farklı değildir. Bebekler genellikle altları temizlenirken, genital organlarının uyarılmasının haz aldıklarını fark edebilmektedirler. Bazen çocuğun kendisini yoksun hissetmesine yol açan, az ilgi, memeden kesme, bakıcı değişimi, kardeş doğumu, aile içi sorunlar gibi durumlar mastürbasyona yönelmesine neden olabilir. Kimi zaman cinsel tacize uğrayan çocuklarda sonradan ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca çocuğun genital bölgesinde kaşıntı ve tahrişe neden olabilecek enfeksiyon gibi etkenlerin de gözden geçirilmesi gerekir. Kız ve erkek çocuklar arasında belirgin fark olmamasına karşın, aileler kız çocuklarında olduğunda daha fazla telaşlanmaktadırlar. Bazen elini kullanan çocuklar bazen de bir yere sürtünebilir ya da başka nesneler kullanabilirler. Ailelerin sık uyarması ve utandırıcı, kızgın sözleri çocuğu o an için durdursa da tekrarı ve ailenin görmediği yerlerde yapmayı önleyememektedir. Bazı çocuklarda sadece uykuya dalma sırasında görülürken, bazılarında boş ve yalnız kaldıklarında her yer ve zamanda görülebilir. Tedavi için öncelikle bu durumun, çocuklukta olabilen ve aşırı endişelenmemesi gereken bir durum olduğunu ailenin anlaması ve kabul etmesi gerekir. Bu davranışın ne zamanlar daha çok olduğu gözlendiğinde, önceden çocuğa daha iyi seçenekler sunmak yararlıdır. Bazen ve inatçı durumlarda çocuğu rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanılmaktadır.

 

 

Çocuklarda takıntılar sorun olabilir

 

Çocuklara ilişkin sorunlar çok bildiğimiz sorunlar değilse, aileler onların sorun olmadığını düşünmek istiyor. Bunu yaparken en sık kullanılan yöntem, sorunu kabul edilebilir bir nedene bağlamak oluyor. Çok kaygılı, depresif bir çocuğun ağlamasının, onun çok kırılgan ve iyi kalpli olmasından kaynaklandığını söyleyen, yüzlerce aile var. Böyle olunca çocuğun sorunu gittikçe artıyor ve çözümlenmesi zorlaşıyor. Bunun en sık olduğu durumlardan biri de takıntılar. Sık sık aynı soruyu sorarak, annesine onaylatan çocuğun 'kendine güvensiz' olduğu ya da aşırı temizlik düşkünlüğü olanın 'tertipli' olduğu düşünülerek kendi haline bırakılabiliyor. Oysa çoğu kez bu tip davranışlar birer takıntıdır ve takıntının tıbbi adı 'obsessif kompulsif' bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde ileride sorun olabilir. Takıntı ya da obsesyon, akla gelen, doğru olmasa bile uzaklaştırılamayan düşünceyi; kompulsiyon ise bu düşünceyi uzaklaştırmak için yapılan törensel davranışları anlatır. Çocukluk döneminde genellikle sinsi başlayan bir durum olması, çocukların olayı çok iyi tanımlayamaması ve belirtilerin çocukluk dönemi özellikleriyle karışabilir olması, tanıyı zorlaştırır. Başlangıç sinsi ve uzun süreli olmasına karşın, bazen önemli bir olay tetikleyici olduğundan, sanki aniden başlamış gibi algılanabilir. Çocukluk dönemindeki bazı özellikler hastalık belirtileriyle benzerlikler gösterir. Özellikle küçük çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin yatmadan önce yapılan bazı davranışlar, küçük yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompulsiyonlar olabilir. Küçük çocuklar, yatağa girmeden bir sıra izleyen bazı kurallara uyarlar. Giyinme, masal anlatımı, belli yerde yatma gibi. Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama 8-9 yaşından sonra, bu düzen değişir. Oysa hastalık belirtisi olduğunda devam eder ve herhangi biri olmadığında aşırı kaygı, olayı baştan yapma gibi belirtiler çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyundur. Erişkin dönemde ise bir kompulsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüeller bir çeşit sosyalleşmeyi artırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynarken, kompulsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır. Eğer ritüeller sıkıcı, kaygı verici ve yaşamı etkileyen hale geldiyse hastalık boyutuna gelmiş demektir. Tanı konulurken dikkat edilmesi gereken şeylerden biri, ailenin verdiği öykü ve tanımlamalardır. Aileler genellikle kompulsiyonları 'tik' olarak tarif etmektedir. Özellikle de bir yere dokunma ya da belli hareketi tekrarlama olduğunda, bu anlatım gözlenir. Oysa tik, kasların istemsiz kasılmasıdır ve birbirlerinden farklı hastalıklardır. Çocukların bazı şeyleri aktarımındaki güçlükler nedeniyle de tanı için başka hastalıkların değerlendirilmesi gerekir. Çocuklarda obsesif kompulsif bozukluğun tedavisini, birkaç yönden ele almak gerekir. Öncelikle aileye ve çocuğa bu hastalığın uzun süreli olacağı anlatılmalı, iyi takip ve uyum konusunda onlarla anlaşılmalıdır. Zaman zaman obsesyonların ve bunlara bağlı kompulsiyonların değişebileceği belirtilmelidir. Tedavi olmadığı takdirde erişkin döneme devam edeceği ve gittikçe bulguların yaşamı daha etkiler duruma gelebileceğini söylemekte yarar var. Çocukla beraber, ailenin tedaviye katılımı önemlidir. Özellikle çocuk kompulsiyonlarına aileyi katmışsa ya da aile içindeki davranışlar hastalığı artırıyorsa, ailenin de tedavide etkin yer alması şarttır. Bunun dışında çocuğun bireysel tedavisinde, obsesyonları için ilaç tedavisi gerekir. Bu hastalığın oluş nedenlerinde biyolojik faktörler önemli yer tuttuğundan, ilaçlar önemlidir. İlaçlar oluşabilecek ek sorunların giderilmesini de sağlar. Çocuğu destekleyici terapiler ve algılayabileceği yaşta da davranışcı tedaviler, sorunun giderilmesinin önemli aşamalarıdır. Çocuklarımızda da takıntılar olabileceği, tedavi edilmesi gerektiği, tedavi edilmediği zaman sorunun büyüyebileceği unutulmamalıdır.

Çocuklarda ruhsal sorunlar engellenebilir mi?

 

HEKİM olmanın temel koşullarının başında, tedaviden önce insanları hastalıklardan korumak gelir. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, bu çok daha önem kazanır. Aslında bu yazıların temel amacı da aileleri çocukların ruhsal gelişimleri konusunda bilgilendirerek, sorun gelişmesini engellemeye çalışmaktır. Yapılan çalışmalar, ailelere ve okullara yönelik çalışmaların çocuk ruh sağlığını korumada önemli olduğunu göstermektedir. Tüm dünyada çocukluk döneminde ruh sağlığı sorunu yaşayan çocuk sayısı yüksektir. Bu durum çocukları olduğu kadar, ailelerini ve toplumu olumsuz etkilemektedir. Ruh sağlığı sorunları için bazı risk etmenleri vardır. Bunlar çocuğa, aileye ve çevreye ilişkin olarak sınıflanabilir.

 

1- Çocuğa ilişkin: Anne karnında, doğum sırasında oluşan sorunlar, bunlara ya da genetik nedenlere bağlı kimyasal dengesizlikler, organik bozukluklar önemlidir. Ayrıca zekâ düzeyinin düşük olması, dikkat eksikliği ya da öğrenme güçlüğü olması çocuk için risk etmenleridir. Bazen yapısal olarak bulunan duygusal yetersizlikler risk oluşturur.

 

2- Aileye ilişkin: Aile bireylerinde ruhsal bozukluk olması çocuk açısından risktir. Buna çocuğun istismar edilmesi, ihmali, şiddete uğraması eklenirse sorun artar. Ayrıca sosyo ekonomik düzeyin düşüklüğü, aile yapısının düzensiz ve sorunlu olması, çatışmalar, çocuklarda ruhsal sorunlara neden olmaktadır.

 

3- Çevreye ilişkin: Ekonomik sorunlar, işsizlik, okul başarısızlığı, çevresel koşullar, arkadaşlar tarafından dışlanma, çocuk ruh sağlığı için risktir. Bu risk etmenlerine karşın çocuk ruh sağlığını koruyucu etmenlerden de bahsedilebilir. Bunların başında çocuğun bireysel özellikleri gelir. Çocuğun duygusal, zihinsel ve bilişsel gelişiminin iyi olması önemlidir. Ayrıca ailesel özellikler önem kazanır. Ebeveynin çocukla sağlıklı ilişki kurabilmesi, sağlıklı insanların birlikte olması çocuğu korur.

 

ANNE KARNINDA KORUMA

Riskler ve koruyucu etmenler saptanabildiğine göre, çocukları bazı ruhsal sorunlardan korumak mümkündür. Öncelikle risk etmenlerini azaltmak gerekir. Çocuğa ilişkin risk etmenlerini azaltmanın yollarından biri de anne karnında onu korumaktır. Annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi ve sağlıklı bir doğum yapması bazı sorunları engelleyebilir. Erken dönemde ruhsal açıdan daha büyük risk oluşturacak sorunların saptanması, ailelerin ve çocukların çocuk ruh sağlığı merkezlerine ulaşımının kolaylaştırılması önemlidir. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, erken dönemde tanıma ve müdahale için önemlidir. Özellikle toplumsal açıdan ileride sorun yaratacak davranış bozukluğu, riskli grupların erken tanısı ve önlemler için fırsat yaratır. İleride yıkıcı davranış sorunlarına, saldırganlığa ve şiddete dönebilen karşıt olma, karşı gelme bozukluğu ve dikkat eksikliği gibi özgül sorunlar saptanabilir ve engellenebilir. Ailelerin eğitimi, aile içi şiddeti engellemeye yönelik tedbirler, çocukların istismarını engelleme, ailelerin ekonomik olarak desteklenmeleri, ailesel riskleri azaltacaktır. Özellikle çevresel koşulların kötü olduğu çevrelerde önlem almak gerekir. Okul başarısızlıklarına yönelik çalışmalar, başarısızlığın nedenlerini ortadan kaldırmak, normal eğitim sistemi içinde kalamayan çocukları doğru yönlendirmek, çocuklara spor olanakları sağlamak gerekir. Tüm bunlar başta aileler olmak üzere, okul ve çevre koşullarına yönelik tedbirlerle çocuklarımızı koruyabileceğimizi göstermektedir. Bebek sahibi olmaya karar vermekle başlayıp, sağlıklı gebelik ve doğumla devam eden bu süreç, çocukla iyi ve sağlıklı ilişkiler kurmak, gelişimini tanımak ve izlemekle devam etmektedir. Ailenin bu sorunun üstesinden gelemediği ya da fark etmediği noktalarda, okul devreye girmektedir. Yine de koruyamadığımız durumlarda, bir an önce sorunu fark ederek bir çocuk ruh sağlığı hekimine ulaşmak doğru olur.

 www.lalebahcesianaokulu.com Sitesinden alıntıdır...
 

1.BÖLÜM
2.BÖLÜM
3.BÖLÜM
Çocuğunuza gerçekten vakit ayırmak, oyunlar oynamak, birlikte kitap okumak, yeni deneyimler paylaşmak onun gelişimi için çok önemli. Çocuğunuz her hareketinizi kaydeder, söylediklerinizden çok davranışlarınızı taklit eder Günlük yaşamdaki her an bir öğrenme fırsatı olabilir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Siteni Ekle! Siteni Ekle
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=